26 Şubat 2014 Çarşamba

İnterrail 3.Durak İtalya/Venedik!!!

Gönderen Merve Nur zaman: 15:27 1 yorum

Biz türkiyeye döndükten bir ay sonra ulaşan annelerime attığımız kart :)






Sabah alarmsız uyanıp telefona baktım ve bir çığlık attım.İsviçre'den Floransa'ya gidecek olan trenimiz saat 07:09 'da kalkacaktı ve saat 07:00dı!! Hazırlanıp çıktık evden ama tabiki çoktan treni kaçırmıştık.Bahnof a varınca İtalyaya kaçta tren olduğunu sorduk. Neyseki 15 dk sonra Milano aktarmalı Venedik'e tren varmıış. O trene bindik..Rönesans tarihinin başlangıcı sayılan Floransayı göremeyeceğimiz için çok üzüldük ama sırt çantamız da çok ağırdı.Ayakta bile zor dururken orda sırtımızda çantayla gezmek çok zor olacaktı.Rabbim bizi bizden iyi bilir varmış bunda da bir hayır..
Saat 17:00 sularında Venedik'e geldik..Allahım o  ne sıcak! İtalya tam bir akdeniz ülkesi .Venedik en kuzeyi olmasına rağmen ki ikindi vaktiydi yandık tek kelimeyle! Her zaman yaptığımız ki turist bilgilendirme ofisine gittik.O kadar çok turist vardı ki o sıcakta o sırayı beklemek ölüm gibiydi.Haritamızı alıp otelimizi bulmaya koyulduk..
Merkezi tren istasyonuna çok uzakta değilmiş otelimiz.İyi bir seçim yapmışız ama oteli bulana kadar canımız çıktı.İtalyada sokaklar o kadar dar ki ..iki bina arasında ara var mı yok mu diye düşündüğünüz yerler sokak çıkıyor.Otele yerleştik.Banyosu çok düzgün değildi ama oda ve otelin yeri gerçekten güzeldi.
Üzrimizi değiştirip vakit kaybetmeden sokağa attık kendimizi.Güneş batmaya yakın baya serinlemişti ortalık.Vee İtalya sokaklarını turlamaya başladık.Elifle birbirimize dönüp 'Laaa İtalyadayız!' diye gülüşüyorduk.İnsan sokakları adımlarken bile inanamıyorum.İnanamadım buralara geldiğime.
Venedik turist kaynıyor.Sokakta İtalyanca duymak bile zor.Heryerde İngilizce şakır şakır. Tesettürlü bizden başka görmedik.Müslüman yok zannediyorduk tabi erkeklerin alnında yazmıyor bizim tesettürümüz gibi. Meğer hediyelik eşya satan Bangladeşliler ve bir sürü Arap müslüman garsonlar varmış.Tabi biz bunu nasıl anladık?Sokakta yürürken sürekli biriler 'selamun aleykum.Salaam,Arabia,Turkoo'diye laf atınca kendilerini belli etmiş oldular. Sapıkça değil tamamen çok nadir şekilde tesettürlü müslüman görmüş olmanın sonucu verdikleri doğal tepkiler. Bir Arap garson kıymalı makarna yemeyin domuz eti oluyor diye bizi özellikle uyarmıştı mesela.Allah razı olsun..
Bangladeşli bir hediyelik eşya satan esnaf abiyle tanıştık nasıl iyi biri.Eşiyle beraber çalışıyor.gençken üç ay çalışmak için İstanbula gelmiş.Şaşırtıcı bir biçimde hala Türkçe konuşabiliyor.Ramazanımızı tebrik ediyorlar ve diyorsun işte İlam kardeşliği.
Venedikte bildiğiniz üzere sayısız kanal ve köprü var.Her köprüde merdivende oturup dinlenmek çok güzel oluyor.Akşam saatlerinde suyun kenarında bir İngiliz oğlan çocuğu sanırım yirmili yaşlarda sapsarı gözlüklü cnbc dizilerinden fırlamış gibi,gitarını almış eline şarkı söylüyor.Maşallah çok da güzel sesi.Biz de az ilerisindeki merdivenlere oturup dinelemeye başladık. Bir baktık biraz sonra etrafımız dolmuş bizim küçük sanatçı konsr veriyor.o 'someone like youuuu' diye bizi mest ederken dolunay sulara vuruyor,gondollar köprü ortam harika.Yumuşacık bir hava keyfi tarife kelimeler yetmez...
O akşam İtalyanın spagettisini bir deneyelim dedik.Açıkçası benim öğrenci evinde yaptığım salçalı makarna daha lezzetli oluyor.
Ertesi gün öğle saatlerinde eşyalarımızı toplayıp otel görevlisine bıraktık ve sokağa çıktık.Tam otelin çıkışında şapkalı pembe elbiseli beş altı yaşlarında bir kız çocuğu gülümseyerek geçti yanımızdan.Ne kadar tatlı diye düşündüm.Sokağı bitirip işlek caddeye çıktığımızda bir kadın avazı çıktığı kadar 'Mayaaaaa'diye bağırıyordu.Çevredekilere küçük bir kız çocuğunu görüp görmediklerini soruyordu.Babası olduğunu anladığımız adam da gür sesiyle 'mayaa diye bağırarak ön sokaklara doğru bir koşuyorduk ki film sahnesi gibiydi herşey. Az önce yanımızdan geçen kız çocuğunu arıyorlarmış ama arkamıza baktıgımızda kız yoktu hemencecık kayboluvermişti.Biz de annesine geldiğimiz sokağı gösterdik orda gördük diye.O tarafa koşuyorlardı bir yandan acıyla bağırarak.Allahım inşallah bulmuşlardır çocuğu..Çok etkilendim..
Daha sonra San Marco Meydanını ve Rialto Köprüsünü bulmak için yola koyulduk.Her yere yürüyerek gidilebilmesi çok güzel .Haritadan takip ederek bulmaya çalıştık yolumuzu ama ne mümkün.O kadar karışık ki küçük sokaklar köprüler.En sonunda bıraktık haritayı kalabalığı takip etmeye başladık.
En iyi yöntemmiş en sonunda bulduk meşhur köprüyle meydanı.Allahım nasıl bir kalabalık iki de bir de bunegalabalıık bunagalabalık diyip duruyoruz :) San Marco meydanında gondollara biniliyor.Harika görüntü.Tabi biz fakir olduğumuzdan gondollara binemedik.Bir Türk grupla karşılaştık sadece konuşmalarından Türk olduklarını anladığımız.Gondolda şampanya patlatıyorlardı.cık cık cık...
Gondol görevlileri siyah beyaz tişörtlü şapkalı adamlar:) Bİr tanesinde bir adam akardeon çalıyor bu siyah beyaz tişörtlü dye bahsettiğim uzun saçlı bir adamda gondolda ayakta durmuş elleri havada sanki seyirci selamlıyor 'çav Venecia çav Veneciia'diye şarkı söylüyor.İşte o andı iliklerime kadar İtalyada olduğıumu hissettiğim..
Gezdik gezdik gezdik.İtalya sokaklarını kaybolurcasına adımladık.Bi ara kaybolduk hatta.zaten iki adımda bir yol soruyoruz haritadan..:D ELifle sıraya koyuyoruz bir o soruyor bir ben.Br esnafa gidip dediki 'do you know where we are now?' yani 'Şu an nerede olduğumzu biliyor musunuz? sormak istediği haritada bulundugumuz yeri gösterirmsnszdı ama o an öyle ifade etti Adam da gülerek tabiki biliyorum şu an benim dükkanımdayız dedi: :) uzun uzun gülmüştüm.
İtalyanın dondurması ve pizzası harika .Tek kelimeyle bayıldım.Fİyatları da gayet uygun.İtalya nın anladımki otelleri pahalı yiyecekleri ucuz.
Venedik küçük bir yer o yüzden geçtiğimiz yollardan iki günde on kere geçmişizdir.Geçerken bahsettiğim Bangladeşli abi de bize selam veriyor her seferinde.Kendi kendimize havalara giriyoruz' Buralı olduk yaae yolda giderken tanıdık görüyoruz hehehe'
Gece saat birdeydi trenimiz.Tren istasyonu zaten yakındı.Yakın olmasada  turistik olduğu için sabahlara kadar sokaklar insan kaynıyor.Neyse tren istasyonuna gittik.Trene binmeden bir lavoboya uğrayalım dedik.Otomata birer euro atıp girdik.Daha henüz girmiştik ki bi adam gelip 'kapatıyoruzzz çıkınn'diye bağrınmasın mı.Tepemiz attı hayır yeni girdik biz daha filan diyoruz adam başımızdan ayrılmıyor.Elif vurucu cümleyi söyledi 'We have paid money yaaani' biz para ödedik yani.Ödediğimiz de iki euro.:D Adam dalga geçer gibi 'aah money money 'diye söylendi. Ve bizi çıkarmayı başardı.
Maalesef ki saat 1 de gelmesi gereken tren iki saat geç kaldı.Neyseki istasyonda treni bekleyen başka gruplar da vardı. Bütün gün gezmiş öyle yorulmuştuk ki trene anamıza koşar gibi koşuşumuz görülmeye değerdi..

Yeniden Bismillah

Gönderen Merve Nur zaman: 13:58 1 yorum
Uzun süre olmuş bloga yazı girmeyeli.
Budapeşte-Balıkçılar tabyası

İnterrail yazılarının devamını talep eden mailler alınca yazmaya karar verdim şimdi.
Son sınıf telaşı kpss kursu diğer sorumluluklar derken uzunca bir süre yazı yazmaya vakit bulamadım.
Erasmus maceram yaklaşık beş ay önce sona ermişti evet.
Blogu bulan interrail veya erasmus düşünen arkadaşlardan mailler alıyorum.
Çeşitli sorular geliyor ve ben zevkle cevaplıyorum.Gitmeden önce benim de kafamda binbir soru vardı ve bu soruları cevaplayacak birine çok fazla ihtiyaç duyuyordum.O yüzden elimden geldiğince yardımcı olmaya çalışıyorum.Bu da beni fazlasıyla mutlu ediyor. 
Dün Uludağ Üniversitesinde İlahiyat Fakültemizde Erasmus Bilgilendirme Semineri yapıldı.Ben de konuşmacı olarak erasmus tecrübelerimden bahsettim. Orda da söyledim yine söylüyorum okulun uzamasına bile değer,hayatımın en güzel dört ayıydı...
Yİne sorularınız olursa mervenurfersadoglu@gmail.com adresine mail atabilirsiniz.
Sevgiler..

16 Ağustos 2013 Cuma

İnsanların paçalarından zenginlik akan ülke:İsviçre

Gönderen Merve Nur zaman: 17:18 4 yorum
Ve İsviçre.Sabah saat 10 gibi vardık Zürihe’e.Trenden inip kendimizi lavabolara atarak abdestimizi aldık bir güzel üstümüzü başımızı düzelttik.İlk şoku orda yaşadık.Wc 2 euroydu yani türk liirasıyla hesap edersek 5 lira.Başladı mı cebimizdeki paralar erimeye?

Akşama kadar gezip gara döneceğimizden çantalarımızı kilitli dolaplara bıraktık.Tabiki önce para çevirdik.Avrupa’nın göbeğinde hala kendi para birimini kullanan zengin havalı ülke hıh!
Başladık gezmeye.Gölgede serin güneşin altında yakan bir sıcak vardı o gün bilmiyorum kaç dereceydi. turist informationdan aldığımız haritadaki gezi rotasını takip ederek başladık dolaşmaya.Küçücük bir şehir zaten.Öyle rahat gezidik ki.On dakikada bir nehrin kıyısına oturup ayaklarımızı serin sulara koyup dinlendik.Cevşen okuduk yanımıza kadar gelen bembeyaz kuğulara kruasan yedirdik.hiç bir şehirde o kadar sallana sallana gezmedik heralde.


İki üç kilise var zürihin merkezinde gezilebilecek.Hepsi de çok ilginçtir duvarlarında ne resim ne haç barındırıyor.O yüzden çok çok ferah ve tabiki çok serin.Bol vaktimizi bu kiliselerde dinlenerek de geçirdikJ



Dondurma bağımlısı biri olarak Elifi hadi dondurma alalım diye sıkıştırdım herzamanki gibi.Ama türkiyede 1 lira olan twister orda 2,5 euro.Yer miyim ?Hayır yemem yemedimJ En ünlü 3 şey çikolata bıçak ve saat de tabiki çok pahalıydı.Öyle vitrinlere yapışıp gzlerimize bany yaptırarak geçiştirmeye çalıştık alışveriş isteğimizi.
Sokakta yürüyen insanların paçalarından zenginlik akıyor.Gıcır gıcır takımlar hep bi jilet gibi ütülenmiş takımlar giyen bankacı tipler dolanıyor.Bu anlattıklarım abartılı mı yoksa kendi ezikliğimizden mi bize öyle geldi bilemiyorum.Onu artık siz gidince anlarsınızJ



Akşama doğru döndük tren istasyonuna.Kalacağımız evin adresine nasıl ulaşırız onun planını yapmaya çalıştık saatlerce..Bize söylenen tram numarasıyla görevlilerinki zıt düşünce aldı bizi bir telaş.Bilet alırken suriyeli bir kürt yanımıza gelerek Elif’e yanaştı.Başladılar kürtçe konuşmaya.Bizden altı ay önce gelmiş güya bize yardım edecek bilet alırken karıştırdı ortalığı bi de bizi yanlış durağa yönlendirdi.Sinir oldum iyiki Kürtçe bilmiyormuşum muhatap olmak zorunda kalmadım.Kyamam Elifcik de yarım yamalak konuşuyor kızarıp bozarıyor.

4,5 fr olduğu için bir tane alabildiğimiz tadına doyamadığımız frozen yoğurt

Tren istasyonundaki dolaplardan çantalarımızı almak da bir olay haline geldi.6 fr ödemeden alamıyoruz.Elimizde 6 fr var ama dolap 2fr  şeklinde istiyor elimizde 3 3 var.Tkrar para değiştiremiyoruz akşam olmak üzere kapanmış.Orda baya bir canımız sıkıldı.Neyseki sonunda çantalarımıza kavuştuk.

Neyse tramla eve vardık.Apartmanı bulduk zile bastık kimse açmıyor?telefonumuz yok orda telefon kulubesi yok.Akşam oldu ben telaş yaptım ne yapacağız diye.Acaba başka da mı aynı numara var diye karşı caddede baya bir dolandık.En sonunda oradaki bir barda Türk bulduk .Adam allah razı olsun edeplice saygıyla telefonunu verdı.Arıyorum abla telefonu açmıyor.Başımdan kaynar sular döküldü.Neyse ikincide açtı meğer anahtar posta kutusundaymış.Eve girdik iki gündür uyumamışız o evin her yerinde secde edeceğim nerdeyse şükretmek için. Ve uykuuuuuJ

6 Ağustos 2013 Salı

İnterrailde İlk adım:Paris

Gönderen Merve Nur zaman: 16:02 4 yorum
Her üniversiteye başlayanın üç rüyasından biriymiş interrail yolculuğu derler.Ben Erasmusa gelmeden önce bilmezdim.Partnerim elif geldiğimiz andan beri 'yaaa interrail yapcaz demiiii' diye başımın etini yedi durdu.E ben de gezme meraklısı kaçırır mıyım bu fırsatı.
Araştırdık planladık hazırlandık ve yola çıktık.
İlk durağımız PAristi.Stuttgarttan ICE hızlı trenle 4 saatte vardık.Bizi orada Esra-Elif kuzenler karşıladı ve evlerine götürdüler.
Onlar olmasaydı o karmakarışık Paris metrosunu nasıl çözerdik bilmiyorum.
En baştan söyleyeyim kimse öyle ah Paris vah Paris diye ölmesin.Adı var tadı yok Parisin.
Tamam Eyfel kulesinin tepesinden muhteşem bir manzara görülebilir,tepede püfür püfür rüzgar esebilir,Beyaz kilise çok çok güzel olabilir,Parisin meşhur ekler pastası ve kruvasanı çok lezzetli olabilir,Şanzelize caddesinde oooo baya beğenmişim ben Parisi bu tavrım kimeyse:)
Çok fazla göçmen var Özellikle de Fransa'nın sömürge ülkelerinden siyahiler.Ben hayatımda o kadar süslü modern kokoş siyahi kadın görmedim.Saçını sarıya boyatmışı  bile vardı o derece.Bir de bu karşıklıktan dolayı temiz değil.Sokaklar özellikle de metrolar leş kokuyor.Parfümü bulmuşlar ama hala bastıramamışlar kokuları.
İlk olarak Louvre Müzesine gittik.Aman o nasıl sanat o nasıl heykeller bakmayautanıyor insan.Mona Lisa tablosuna doğru ayıp bişey duymuş küçük çocuklar gibi kızara bozara ilerledik.Kafamızı kaldıramıyoruz o derece.Böyle sanat olmaz olsun nerde bu MonaLisa hanım derken kalabalığı fark ettik.Tablo bir cam çerçevenin içinde önünde bir yığın insan.Sanırsınız hacerülesved taşı herkes en öne ulaşmaya çalışıyor.Kolay değil o yolda dirsek yiyor gerekirse dirsek de atıyor insanlara.Sonra o noktaya ulaşan arkasını Mona hanıma dönüp mal ötesi bir fotoğraf çekiliyor.Ama nasıl mal fotoğraf sağdan soldan kadınlar adamlar ittirirken dengede durmaya çalışacaksın üstüne bi de gülümseyeceksin.Hayır noluyorsa yani...

Şimdi baya bir eleştirdikten sonra itiraf edeyim o eleştirdiğim her hareketi aynen yaptım mı?yaptım.En öne ulaşıp mal bir fotoğraf çekildim mi?evet çekildim.Hem de nasıl mal Yanımdaki siyahi teyze ittiriyor tek ayak üstündeyim nerdeyse suratımda Mona Lisanınkinden daha anlaşılmaz bir ifade:) Kendim açıp bakamıyorum öyle mal bir fotoğrafım var evet.
Sonra oraya ulaşmış bir de tahttan inmek istemeyen tipler var.Mesela benim gördüğüm kızıl saçlı çekik abi.Durmuş Mona Lisanın önünde arkasında sanki o insan kalabalığı değil de şırıl şırıl akan şelale varmış gibi ,eli çenesinde kafayı bir sağa çeviriyor bir sola bakıyor da bakıyor.Hayır sanki Koreden özellikle gönderilmiş git bak bakalım şu kadın harbiden gülüyor mu ağlıyor mu diye.Tabloyu çekmeye çalıştığım her fotoğrafta bu abinin kepekli kızıl başı var aslında ben ona gıcığım...
Oradan Eyfel Kulesine geçtik..Bir sıra bir sıra.Hava da sıcak.O sırada buharlaşmadıysam daha da buharlaşmam.Önümüzde yne yüzlerce çekik.Koreliler özellikle erkekli kadınlı şemsiyelerinin altında pudralanıp duruyorlar.Zengin millet nereye gitsek fıldır fıldır geziyorlar.Neyse 13 euroyu bayıp tepeye çıktık Manzara çok güzeldi ve aşağıdaki sıcaktan sonra püfür püfür esen rüzgar yanaklarımızı okşuyordu.Yanımda nereli olduğunu kestiremediğim hanımefendi vidyo çekiyor ve başlıyoruz beraber 'ooo Chans ellysee' şarkısını söylemeye.O an herşey güzel.ama .Ben pek tepe manzaralarına ilgi duymam.O yüzden tepesindense Eyfelin çevresinde geçirdiğim vakit benim için çok çok daha değerliydi.
aşağı indikten sonra şöyle eyfel kulesi arka planlı bir fotoğraf çekilelim dedik.Sıcaktan erimeye yüz tutmuşuz ama buralara kadar geldiğimizin ispatı ahanda fotooo dememiz lazım.O en güzel fotoğrafların çekildiği kısma doğru yürürken önümüze siyah formalı bir grup polis gelerek daha fazla ilerlemeyi bırak o alanda durmamıza bile izin vermedi.Meğer o gün resmi bayramlarıymış en ünlü caddeler resmi geçit için hazırlanıyor kapatılıyor.Kısmett:(

Biz de Eyfel'e şimdilik elveda deyip Notre Dame Katedrali'ne geçtik.Allahım nasıl uzun bir kuyruk orda da.Ramazan ramazan kilise görmek için bu kuyruğu beklersek çarpılırız diye oradaki hediyelik eşya dükkanlarını gezdik.3 eurodan magnetler,8 euro cüzdanlar 3 euro aynalar anahtarlıklar kalemler filan.Bir kaç bişey alıp türk lirasına vurunca içine oturuyor insanın.Tabi bizim gibi Faslı bir satıcıdan alışveriş yapıp arapça konuşur ilahiyat okuduğunuzu anlatırsanız indirim yapabilirler.Sağolsunlar:)

Bir sonraki durağımızBeyaz Kiliseydi.Pariste en çok beğendiğim yapı.Sanırım Taç Mahal'e benzediği için hoşuma gitti.aslında .masmavi gökyüzü ve yemyeşil çimenlerin ortasında ben de kar beyaz boyayla boyansam ben de güzel dururum.Ama hakkını yemiyim çok güzel bir yapıydı.baya bir tepede.Oraya çıkana kadar öldük sıcaktan Bir de ben kot ceket giymişim ne akla hizmetse.ayağımda connvers.Öyle böyle değil.
Parisin bir çok yerinde 3 tanesi 1 euroya anahtarlık satan siyahi müslüman kardeşlerimiz var.Ben almadım sonradan çok çok pişman oldum.Ki bizi arap zannedip 'erbaa vahid euro'diye dört tanesini 2 euroya vermek istiyorlardı.İnterrail boyunca da arap muamelesi gördük heryerde.


Ertesi gece yanlarında kaldığımız dünya tatlısı Kuşe ailesi bizi arabayla Şanzelize caddesine götürdü.Gece saat 2de şanzelize de 3 gibi ışıklı eyfel manzarasının karşısındayken dedim ki' Rabbim ben bunun şükrünü nasıl eda ederim?'
Eve döner dönmez hazırlanıp Paris Lyon garına gidişimiz,sabah 6daki İsviçreye giden trenimimize binişimiz...

30 Temmuz 2013 Salı

2 ilahiyatçının gözünden interrail:)

Gönderen Merve Nur zaman: 11:36 1 yorum
Yeni bir yayın gelecek çok yakında.18 günlük 4813 kmlik 8 ülkelik interrail yolculuğumuzun ayrıntıları...Rabbimin nimeti sonsuz şükür ki hep güzelliklerle imtihan ediyor beni.
Paris-Zürih-Venedik-Viyana-Budapeşte-Prag-Berlin-Amsterdam


8 Temmuz 2013 Pazartesi

Pazartesiden nefret etmiyorum mesela,Ms Madew'i seviyorum,Erasmus'a veda edemiyorum

Gönderen Merve Nur zaman: 16:36 3 yorum
Happy Ramadan!:)
Bir Pazartesi ramazanın başlangıcı olursa, dönemin son dersinin olduğu gün olursa,güzel bir gezi programıyla devam ederse sendrom filan olmuyormuşJ
Bugün Evangeliche Hohchule Ludwigsburg’daki son dersimizdi.Son ders diye 4 saatlik uyku uyumuş olmamıza rağmen telaşsız sıkıntısız ve dinç bir şekilde okula gittik.Otobüsten inerken okula girerken koridorlarda vidyolar çekmeler kimseyi takmamalar filanJ İlk geldiğinde merdivenleri  bacakları titreyerek çıkan ürkek ceylanlar gitmiş yerini ‘amaaan bidaha nerde görcem’ rahatlığıyla sağda solda ‘jumping photo’lar çekilen tipler gelmiş.

Ha dersler yine sıkıcıydı orası ayrı.Allahtan hoca bir saat erken bıraktı.İkinci ders daha zevkliydi ki bütün dönem de öyle olmuştu.hatta Derslerde soru soracaklar da ifade edemeyeceğim kendimi diye korkup tırsan ben ‘Kültür Allah’tan mı gelir?’konusu açlınca söz alıp düşüncemi söyledim.
 Ders sonunda okulun her köşesinde fotoğraf çekildik.tamam fazla abartmış olabiliriz Türkiyede merdiven yokmuş gibi her basamakta fotoğraf çekilmiş olabilirz ama kaç kere indik çıktık o merdivenleri o kadar olsun.:)
Bir de tanıştığımıza pek memnun olduğumuz insanlarla tabiki..Ms Madew ile,pek sevgili abimiz 45 yasındakı  sınıf arkadaşımız Olev ile,international ofisindeki Fransız güzeli Floransa ile...

Ders bitiminde hani o disiplininden pek şikayet ettiği Ms Madew ile görüştük.Allahım giderayak sevdirdi kadın kendini tecrübelerimizi sormalar,duyduklarına şaşırmalar sevinmeler tebrikler,tanıştığımıza memnun oldumlar,konuya katıldığım için sevindiğini belirtmeler havada uçuşuyor!Yanından ayrıldığımızda o kadar sayıp kızdığımız hoca özleyeceğimiz insanlar arasına girmişti.
Bu gece Ramazan başlangıcı olduğu için son oruçsuz günümüzde Elif, Malou ve ben güzel bir gezi planı yaptık.Ludwigsburg’daki Shloss a ve mahen gardene gezelım sonra meshur Favorite Parkta piknik yapalım dedik.Okulun önünde Malou’nun eşyalarını almasını beklerken tanıştığımız Türk arkadaşları görüp vedalaştık.O sırada biz buraya geldğimizde o da bursaya bizim okula erasmusa giden kendisine iki hafta ‘body’lik yaptığım Anu ile karşılaştık.Bir sarılışımız var ki görmeniz lazım sanki annemi kaybetmişim de Yalçın abi bizi buluşturmuşJ
Bu arada fark ettik ki Almanya’da kalan sayılı günlerimizde veda etmemiz gereken o kadar çok kişi var ki...Hangi gün kime ‘allahaısmarladık’ diyeceğiz nasıl yetişeceğiz bilmiyoruz. 3 buçuk ayda edindip-ğimiz çevre bizi bile şaşırtıyor.Yolda giderken tanıdıklara rastlama,hatta tanıdıkların dedikodusunu duyma derecesinde buralı olmuşuz.Allaha binlerce şükür çok çok iyi insanlarla karşılaştık tanıştık.İşte bu kısım buradan ayrılmanın en zor yanı.Yok yok gözüme toz kaçtııııı.
Sonraa...Shloss’a gidip her yerinde ‘jumping photo’çekilip çimlerde yuvarlanıp ördeklerle ingilizce konuşup onlara kurabiye yedirdik.Machen garden da masallar diyarının evlerini gezdik.Rapunzelin kulesine seslenip saçlarını aşağı sarkıtmasını izledik.Tamam park ziyaretçilerinin yaş ortalaması 6-8 olabilir ama biz pekela olgun insanların da burada eğlenebileceğini göstermek istedikJ


En güzeli tam bir taşın üzerinden yürüken birden aradan su fışkıran tuzaklı yoldu.Anlatmadan geçemeyeceğim ikincisi ise dönen oda.Oralarda gezerken görevli bize gelin buyrun tarzı işaretler yapıp bizi karşılıklı sinema koltukları tarzındaki oturaklara oturtup kapıyı üstümüze kapattı.Birazdan oturaklar sallanmaya başladı gondol gibi.Ve ardından duvarlar dönmeye başladı.Öyle güzel yapmışlar ki  kapı filan yukarda kalıyor insan 360 derece döndüğünü zannediyor.Allahım çok eğlenceliydi.
Günün sonunda yorgunluktan mutfağa gidemiyordum.Ama ev sahibimiz camiye ilk teravihe götürmeyi teklif edince hayır diyemedim. Allahın yardımı namaz kılarken hiç yorgunluk ağrı hissetmedim.
Çok şükür bana bu güzel anları yaşatana,Ramazan’a ulaştıran’a..


Happy RamadanJ




24 Haziran 2013 Pazartesi

İLk Misafirler:) Malou,Mirina ve Sarah

Gönderen Merve Nur zaman: 12:18 1 yorum
Dün Beraat Kandiliydi.
Çok güzel bir programla değerlendirdik.Almanyaymış Türkiyeymiş müslüman olman yeterli o manevi ortamı yakalamak için.
Gece geç yattık haliyle.Bu sabahki derste resmen uyumak üzereydim.Ders birde bitti.Sarah diye bir arkadaşa Elif söz vermiş ikide buluşalım diye.Bursaya erasmusa gelecek ve bize sormak istedikleri varmış.O kadar çok uykum vardı ki eve gidip hemen uyumak istediğimden birde çıkıp ikiye kadar beklemek istemedim.Bir sürü homurdandım Elife niye bu saatte dedin diye.Neyse öyle böyle geçti vakit ve buluştuk Sarah ve Mirina ile.
Bir iki şey konuşurken hadi dedik bizim eve gelin filipinli yeni gelen erasmus arkadaş Malou ile beraber.
Bir şeyler yeriz konuşuruz.Zaten ne zamandır eve birilerini davet etmek istiyorduk,
Onlar da hemen kabul ettiler.Eve geldik...
Ben nasıl Anitanın evine ayakkabı ile girerken şok geçirdiysem onlar da bizde ayakkabılarını çıkarırken aynı şoku geçirdiler:)
Eve girdik hehehe bir de şark köşesi olan evimizi görünce daha bir şaşırdılar.
Evde beyaz tahtamız da var çıktım tahtaya Türkçe öğretmeye başladım.

güle güle yi bir söyleişleri var 'gülü gülü'diyorlar :)
O sırada öğle namazının vakti girdi.Ben de bizim şimdi namaz kılmamız gerekiyor dedim.
Sarah yavrum demez mi' Bizim gitmemiz mi gerekiyor çıkalım mı?'kıyamam yaa.Hayır dedim tabiki oturun evinizde gibi hissedin.Ben de seccademi serdim 'ben şimdi konuşmayacağım namazdan sonra sohbet etmeye devam ederiz'dedim namaza durdum.
Hepsi pür dikkat kesildi Ben namazımı bitirene kadar hiç ses çıkarmadan beklediler.Ben konuşmuyorum diye onlar da hiç konuşmadılar.)
Namazdan sonra mutfağa geçtik beraber.Başladım yemek hazırlamaya.
Sebzeli bulgur pilavı,ayran,salata hazırladık.Güzel bir mercimek çorbamız da vardı.

Elif sofrayı kurdu yer masasına.Oturduk ohh afiyetle yedik beraber.O sırada sordular Türkiyede nelere dikkat etmemiz gerekiyor diye.Biz de sıraladık...
-erkeklerle fazla konuşma.yani sokakta.bi de sarışın mavi gözlüsünüz Allah korusunnn.
-metroda otobüste kalabalıkta çok dikkat et.
-öyle ulu orta sesli sesli burnunu sümkürme
-yatarken mutlaka kapıyı kilitle.
Sonra saydıklarıma baktım müslüman ülke oluşumuzdan utandım.
Yemekten sonra şöylee güzel bir tavşan kanı çay demledik.Yanına kek ikram ettik.Bir yakıştı ki ellerine ince belli çay bardakları:)
Başörtülerimzi ne kadar sürede yaptığımızı sordular:İpek bir başörtü getirdik gösterdik.ÇOk yakıştı hepsine maşallah:)İnşallah nasip olur da müslüman olur o istekle takarlar.

Çay faslından sonra onlara türkçe cümleler yazdırıp okuttuk çok eğlenceli bir video çektik.
Ve uğurladık.
Ellerine Almanca,İngilizce Tabiat Risalesi verdik..
Allahım yerim onlarıı bennn.
Çok şükür bu güzel anlar için:)
 

Kırmızı Başörtülü Kız Template by Ipietoon Blogger Template | Gadget Review